sayfa load
Menü

Yalnızlık Demleri

Öyle çok yorgunum ki bugünlerde.
Ne yana dönsem gönlüme çarpıyor yüzün.
Belli ki fark etmeden yaralamışsın yüreğimi,
Fark etmeden kök salmışsın içerime.

Benim yüreğim yorgundur be hilal bakışlı,
Bilsen ne ağır yaralarım var iyileşmeyen.
Senin o yanıp tutuşup adına sevda dediğin
Bu dünyanın gönül aldatan,
Gözleri her gece ağlatan eğlencesidir.

İnsan bilmez ki
Gözyaşıyla sulanan hercai bir çiçektir sevda.
Kokusu, kalbini zehirken yeşeren bir çiledir yüreğinde.
Bana sorma, ben bilmem ki
Nereden gidilir yüreği yorgunların
Vuslata ermişlerin düşler ülkesine.

Bıçak sırtında yaşatma beni.
Gönlümü yorup da kor ateşlerle dağlama.
Sevdaya düşmek zarif bir dert belki ama
Ayrılığa düşürüp de dünyamı cehenneme bağlama.

Gün olur,
Yol alır insan, eksilir zaman.
Tükenirsin an be an.
Ardına dahi bakmaz ki
Kalanı görsün, yalanı görsün, ahvalini görsün.
Ölüme sadıktır senin hayat dediğin.

Gelme üzerime bu gece.
Yalnızlığım ağır gelir ikimize de.
Saçlarımı ağartan bir hâl var üzerimde.
Ben gözümü arşa dikmiş,
Rabbimden bir nazar beklemekteyim.
Hani tutup perçemimden atacakken cehennem kuyularına,
Rahmetiyle kuşattığı ilahi tecelliye iltica etmekteyim.
Çöl kokusuna âşık bir dervişin duasında,
Tur Dağı’na çıkan Musa’nın asasında,
Yusuf’u Yusuf yapan zindanların vuslatında.
Yakacaksa yüreğimi bir ateş,
İbrahim’in atıldığı ateşin narındayım.

"Hakikat Oruçoğlu / Aşk-ı Derun"