sayfa load
Menü

Ölmek İçin Yaşamak

Bazen bir sebep aramadan,
göğsümde gizlice biriken bir yangınla ağlamak istiyorum.
İçim…
çıkışı olmayan bir hicranın eşiğinde,
sessizce kıvranıyor.

Ne zaman insanlara yaklaşsam,
gönlümde bir duvar örülü buluyorum artık.
Sevgiye mesafeli, güvene yorgun,
kelimelere küsmüş bir hal üzereyim.
Kalbim kırılmış bir çocuk gibi;
ürkmüş, tedirgin, sessiz.
Umut etmeyi değil,
elde kalan kırıntılarla sabretmeyi öğrendim.

Annemi, her geçen gün biraz daha
rahmet gibi sevdiğimi fark ediyorum.
Babamın varlığı,
bir duanın kabul olmuş hali gibi yer ediyor içimde.
Ve kardeşlerim…
Her biri başka bir iç çekiş,
her biri ayrı bir dua gibi yanıyor kalbimde.

Artık sormuyorum nedenleri.
Sükûtun hükmünü kabullendim.
Biliyorum çünkü…
bu yolun sonunda bir ayrılık var.
Bir veda…
bir suskunluk…
bir hesap…

Düşünsene:
Bir ömür yaşıyorsun,
ve o ömrün içindeki her adım,
seni toprağa yaklaştırıyor.
Her an, ölüme yazılmış bir cümle gibi geçiyor.
Bir gün geliyor,
hayat boyu biriktirdiklerin,
birer hatıraya bile dönüşmeden unutuluyor.
Sanki sen hiç var olmamışsın da
insanlar seni,
bir zamanlar varmışsın gibi anıyorlar…

Bu yüzden…
ne varsa elinde seni “özel” kılan,
büyütme gözünde.
Sahip olduğun her şey,
sana emanet ve fanidir.
O evler, o dualarla alınmış arabalar,
kazandığın para,
biriktirdiğin eşyalar,
hatta sevdiğini sandığın insanlar…
hepsi,
ölmek içindir bu dünyada.

Ve sen…
Sadece bir yolcusun,
her şeyi geride bırakıp,
gerçek olanla baş başa kalacaksın.
Bir kefene sığacak kadar küçülünce anlarsın belki;
bunca büyüttüğün dünyanın aslında
ne kadar küçük olduğunu…

"Hakikat Oruçoğlu / Aşk-ı Derun"